NE YERSEK “O”YUZ…

NESLİHAN ULUSAN REFLEKSOLOJİ UZMANI KÜRESEL TV YAZARI

YEDİKLERİMİZ DAVRANIŞLARIMIZI VE KARAKTERİMİZİ BELİRLER

Eveet…yanİ

ış duymadınız…!! Yediklerimiz sadece bedensel sağlığımızı değil, aynı zamanda duygularımızı ve karakterimizi de etkiler. Tüm canlılar yaşamlarını sürdürmek için yemek yemek zorundadırlar ve besine ihtiyaç duyarlar. Besin kaynakları çok çeşitli ve farklı olmasına rağmen tüm besinlerde ortak temel öğeler vardır. Bunlar Karbonhidratlar, Yağlar, Proteinler, Vitaminler ve Minerallerdir. İşte vücudumuz bu yediğimiz besinlerin yapıtaşlarını kendini oluşturmak için kullanır. Yani yediğimiz ve içtiğimiz gıdalar sindirim yoluyla küçük yapıtaşlarına ayrışır ve daha sonra dolaşım sistemi ile beyne ulaşır ve Nörotransmitterlerin davranışlarını oluşturur. Yani Gıda-Duygu bağlantısı Nörotransmitterler aracılığı ile oluşur. Yediğimiz her şey beynimize farklı bir aminoasit verir. Aminoasitler vücudumuzdaki proteinlerin yapıtaşlarıdır. Bu aminoasitler daha sonra değişik iletişim sinirlerine dönüşerek Nörotransmitter ve Hormon metabolizmasını düzenler ve davranışlarımızı, ruh halimizi, düşünce ve inançlarımızı olumlu veya olumsuz etkiler. İşte “Ne yersek “o” yuz dememizin sebebi de budur. Bu ifade 1900 lü yılların başında İngilizce “You are what you eat” olarak kullanıldı. Fransız düşünür Savarin “Bana ne yediğini söyle sana kim olduğunu söyliyeyim!” derken, Çinliler “ne yersen ‘o’ sun” dediler. Almanlar da “ Man ist, was er isst” şeklinde söylediler. Sade, basit ve net…İyi ve kaliteli gıdalar yersen sağlıklı olursun kendini iyi hissedersin. Bu yazıyı okuduktan sonra sağlıklı olmanın, olumlu düşünce ve ruh halinizin ne anlama geldiğine dair yepyeni bir anlayışa sahip olacağınızdan emin olabilirsiniz. Okumaya devam edin ve yediğiniz yiyecekler hakkında daha bilinçli bir sağlık bilincine sahip olun. Sağlık sadece fiziksel bedeninizle ilgili değildir. Duygusal ve davranışsal iyiliğiniz de nasıl hissettiğinizle bağlantılıdır. Bu yüzden yediğimiz besinlerde çok seçici olmamız gerekir, çünkü ağzımıza koyduğumuz her şey bize ya şifa olacak ya da zarar verecek. Örnek verecek olursak… Halk arasında sıkça adı mutluluk hormonu olarak bilinen “Seratonin” hormonunu hepiniz mutlaka duymuşsunuzdur. Seratonin insanda mutluluk, canlılık ve zindelik hissi veren bir Nörotransmitterdir ve “Triptofan” denen bir aminoasitten sentezlenir. Mesela “çikolata yeyin mutlu olun” derler…Çikolatada bizi en mutlu eden, yedikten sonra vücudumuzda Seratonine dönüşen “Triptofan” maddesi vardır. Yumurta, yulaf, peynir, hindi eti ve ceviz de Triptofandan zengin yiyeceklerdir…”Hedef 100 Yaş” isimli kitabımda cevizle ilgili şu satırları yazmıştım; “Bir çalışma yapılsın, evde huzursuzluk yaratan, ailesiyle devamlı kavga eden birkaç kişiye 3 ay gibi bir süre günde 3-4 tane ceviz yedirsinler. Görecekler ki, o kişinin evde ailesine karşı tutumu değişecektir. Çünkü bunun nedeni büyük ölçüde seratonin ve omega3 eksikliğidir.” Seratonin çok önemli bir nörotransmitter olup, eksikliği, saldırgan, huzursuz ve depresif davranışların ortaya çıkması ile ilişkilidir. Hayvansal protein içeren besinlerle beslenen, yani çok sık et ve et ürünleri yiyen kişiler daha aktif, daha hareketli, daha saldırgan, daha sert mizaçlı olurlar. Burada “Fenil alanin” denen bir aminoasit sorumludur, beyne geçer ve “adranalin”ine dönüşür. Bu yüzdendir ki, et yiyen aslan, köpek gibi etçil hayvanlar daha yırtıcı olur. Pirinç tüketen Çinlilerin sakin ve mutlu (hep güleç yüzlüdürler) at eti yiyen Moğolların ve Tatarların hareketli ve saldırgan olduğu bilinen bir gerçektir. Yapılan bir araştırmada patates yiyen kişilerin daha özgüvenli oldukları söylenir. Bu, patatesin içindeki B1 Vitamini, yani Thiamin’den kaynaklandığı düşünülür. Bilimsel bir çalışmada B1 Vitamini eksikliği olan kişilerde özgüven eksikliği ve sosyal problemlerin daha sık gözlemlendiği belirlenmiş, Thiamin seviyeleri yüksek olan kişiler daha sosyal ve neşeli olduğu gözlenmiştir. Bunu kendi oğlumdan da biliyorum. Patatesi çocukluğundan beri ve hala çok seven oğlum, çok sosyal, çok neşeli ve son derece özgüveni olan bir kişi olduğunu düşünürsek, beslenmenin davranışlarla olan ilişkisini bir kez daha doğrulamış oluruz. Tabii buna karnabahar, yumurta, portakal, balık, fındık, fasülye ve mercimeği de ekleyebiliriz. Mesela Selenyum yetersizliği olan kişilerin de daha endişeli olduğu gözlenmiştir. Bizi endişeli olmaktan kurtaracak, içinde Selenyum olan besinler ise balık, tavuk, hindi eti, mantar, yulaf, kuruyemişler, tam tahıllar ve ay çekirdeğidir. Antisosyal Kişilik Bozukluğu olan kişilerde düşük serum Tligliserit ve D-Vitamini eksikliği olduğu görülmüştür. Psikiyatrik hastalar ve suçlular üzerinde yapılan çalışmalar da düşük Kollesterol düzeyinin şiddet ile ilişkili olduğu gösterilmiştir. Balık, omega3 yağ asitlerinden dolayı, beyin için çok gerekli bir gıdadır. Doymuş yağlar, trans yağlar, katkı maddeli yiyecekler beynimizi yorar ve Alzheimer’e kadar önemli davranış ve zihin değişikliklerine sebep olur. Yani ne yiyorsanız “o” sunuz sadece bir metafor değildir. Beslenme alışkanlıkları tarih boyunca hayatımızda yer etmiş ve bugüne kadar gelmiştir. O yüzden duygusal yeme alışkanlığından kurtulup, hangi besini nasıl ve ne için yediğimizi öğrenip bilinçlenirsek hayatımızı daha mutlu ve daha yaşanabilir hale getirebiliriz. O halde şimdi pozitif enerjiyle kesin kararlar alarak beslenmemizi tekrar gözden geçirme vakti… “Sağlığı olanın Umudu…”Umudu” olanın her şeyi var demektir… Sağlıklı ve umut dolu bir yaşam dileği ile.. Sağlıkla kalın…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir